Icraatlar Lider'in Aynasidir

II. Abdülhamid Han, laf değil, icraat seven bir Sultan'dı. Halkın duasını almak için ona hayırlı hizmetler etmek biricik gayesiydi. O halkı için vardı. Halkına samimi bir şekilde ve hiçbir şey beklemeden hizmet etmek onu çok mutlu ederdi.

Hizmetin de ancak kendisine hazırlanan komploların bertarafı ile mümkün olabileceğine inanıyordu. Bu nedenle fevkalade olan aklı, zekâsı ve ilmi ilmiyle memlekete karşı asırlar boyunca hazırlanmış olan sinsi planları görmekte gecikmedi. Memleketin felaketine çalışan ve Batılı devletlerin masası haline gelmiş yöneticileri iş başından uzaklaştırdı. İslâm bilgilerini, ya'nî din ve fen ve ahlâk bilgilerini memleketin her yerine yaydı. Çok sayıda kültürlü din adamı yetiştirdi. Milleti otuzbir sene adalet ile idare etti. Bilgili, temiz bir gençlik yetiştirdi. Haksızlığa, kötülüğe, ahlâksızlığa karşı amansız bir mücadele yerdi. Bu yüzden bazı kimselerin hedefi oldu. Yıllarca kötülendi. İftiralara uğradı. Gelecek nesillere farklı şekilde tanıtıldı. Fakat, insaf ehli tarihçilerin yazılarım okuyanlar ve onun ilme, fenne, sanayiye, ticârete, ahlâka, kısaca insanlığa bıraktığı eserlerini görenler, bu iftiralara aldanmadı. Onun büyüklüğü karşısında hayran kalarak örnek aldılar.

Hizmetler

II. Sultan Abdülhamid Han, bilim ve teknolojide, medeniyette ilerleme hususunda çok hassas davrandı. Devletin imarı, kalkınmasına yönelik ıslahat prensipleri; dengeci, çağdaş, bağımsız, kendine has ve Avrupa medeniyetinden faydalanma esaslarına dayanıyordu.

İyi bir lider, halkına babalık şehfatı ile hizmet edendir.

Sultanın gayesi, halkını huzur ve refah içerisinde yaşatmaktı. Bu hususta şöyle diyecektir: "Bir devlet ve milletin varolabilmesi için ancak birkaç şey lazımdır. Din ve dini korumak için bir parça taassup, maarif, milliyet, servet ve sanat" (83) "İyi bir hükümdarın vazifesi, tebaasına babalık etmektir" " Benim esas çabalarım ise, barış ve medeniyet yolunda sarfedilmektir" (84) sözleri maksadının temelini oluşturmaktadır.

Ordu, eğitim ve sanayi alanında temel kalkınma hamlelerine hız verdi. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk, Maliye, Baytar okullarını açtı, Darülfünun (Üniversite) ıslahı, demiryollarının inşası, fabrikaların kurulması, mülkiye ve adliye teşkilatının yeni esaslara bağlanması gibi teşebbüslerle halkın sevgisini kazandı.

Sultan, aşırı derecede propagandası yapılan Batı kültür ve medeniyeti baskısının bertarafı için çok gayret sarfetti. Batı'nın tüm yenilik isteklerinin Gayri Müslim tebaanın yararına olduğunu görerek farklı bir politika takip etti. Bu politikanın esası, hizmetlerden sadece gayri müslimlerin değil memleket sınırları dahilinde bulunan tüm insanların faydalanması amacına yönelikti. Batılı devletlerin reform paketleri yerine ülkenin kendisine has reform paketlerini uygulamaya çalıştı.

Bir ilaç, her bünyeye aynı faydayı sağlamaz.

Abdülhamid Han; Avrupalı devletlerin devamlı hürriyet ve sefbesti taleplerinde samimi olmadıklarım, zaten onlarda olmayan bu serbstilerin kendilerinde olduğunu belirterek, ilerlemenin, bilim ve teknolojide Batılı devletler seviyesine gelmenin yavaş yavaş olacağını, bunda acele etmenin ise memleket için felaket olacağını belirtiyordu; "Memleketimiz, Avrupa ölçüleriyle mütaala edilemez...Bazı yerlerde, Avrupa ortaçağı hayatım sürdüren vahşi, barbar insanlar yaşar. Bu insanlar, Avrupa'nın bugünkü hayatına nasıl intibak edebilirler...Batı'dan gelen bütün yeniliklere düşman olduğumuzu söylemek haksızlık olur" (85)

Esaretin diğer bir versiyonu milletleri borçlandırmaktır.

Borç para alan devletler, borçlandıkları ülkelerin hizmetkarı ve bir nevi sömürgesi haline gelirler. Abdülhamid Han bunun idrakinde olarak ülkeyi borçla değil, öz kaynakları ile (bağımsız olarak) kalkındırma hedefini seçti. Taklitten kaçındı. Batının kültürü değil, bilim ve teknolojisinden istifade ile en iyisini yapmaya gayret etti. 60 Müesseseleri ve gelenekleri bozmadan memleketi maddeten kuv-* vetlendirecek teşebbüslere girişti. Dış borçların bir kısmını ödedi ve yeni borç almadan ülkeyi kendi imkanları ile kalkındırdı. Onun zamanında kurulan meslek okulları, yapılan kara ve demir yolları, kurulan işletmeler Osmanlı devletini zamanın devletleri ile yarış eder hale getirdi.

Düşman tarafından tavsiye edilen kurtuluş reçetesi öldürmek içindir.

II. Abdülhamid Han anlatıyor; "İnkişaf (ilerlemek) dış tesirler ve tazyikler neticesinde olamaz; içimizden gelmeli, kendiliğinden tabii olmalı ve kendi yolunu takip etmelidir. İnkılap diye kabul ettirmek istedikleri yenilikler, muhakkak ki bizim felaketimize sebep olacaktır. Neden bunlar bize, bizi mahvetmeye ahdetmiş düşmanlarımız tarafından tavsiye edilmektedir? Çünkü onlar, o inkılapların felaketimize sebep olacak hastalık olduğunu bildiklerinden bilhassa tavsiye etmektedirler. Bizim güya geri kalmış halimize herkes acımakta, Avrupa memleketleri asıl kendilerinde birçok reform ihtiyaçları olduğu halde riyakarca bizim kalkınmamız için bir şeyler yapmamızı istemektedirler. Büyük Devletlerin inkılap talepleri hiç bit-
miyor. Memleketimizin teşkilatı hakkında hiçbir şey bilmedikleri halde, nasihatçı rolü oynamaktan vazgeçmiyorlar. Sefirler, sanki hükümdar imişler gibi saraylarında oturuyorlar, ancak birkaç yüksek memurla münasebetleri oluyor ve oturdukları yüksek yerlerden hükümler veriyorlar. Memleketimize ait bütün bildikleri İstanbul ve Adalar'dan ibarettir. Hayatımızın içyüzü hakkında hiçbir fikirleri yoktur. Dinimizi tanımazlar, dilimizi anlamazlar. Bütün bunlara rağmen, tavsiyelerini muhakkak kabul ettirmeye çalışırlar. Allah'tan kendi aralarında da hiçbir zaman anlaşmazlar. Günümüze ait meselelerde, hepsi kendine göre ayrı bir fikir verir. Müşterek oldukları yegana nokta şudur: Efkar-ı umumiyede, sanki bütün inkılaplar, onların teklifleri ve baskılarıyla yapılıyormuş gibi bir tesir uyandırarak bizi milletimizin önünde küçük düşürmek, buna mukabil Hıristiyan-lar'ı yükseltip, büsbütün güçlenmelerine vesile olmak. Bu inkılap mevzuu şeytanca bulunmuş bir desisedir. Bizi kendi halimize bıraksalar çok daha iyi ederler. Çünkü kabul ettirmek istedikleri bu inkılaplar, milletimizin menfaati bakımından ciddiye alınıp tatbik edilebilecek şeyler değildir. Halbuki kendi irademizle hareket edebilsek yavaş fakat devamlı bir şekilde ilerleyeceğimizden eminim. Eğer bizde bazı inkılaplar kabul edilecekse, memleketin hakiki şartları göz önünde tutularak yapılmalıdır. Yani teferrut etmiş birkaç idarecinin fikir seviyesi değil, halkın medeniyet seviyesine nazarı itibara alınmalıdır. Avrupa'dan gelen her şeyi şüphe ile karşılayan, pek çok defa fermanlarımızı aldığı anda yakın ulema sınıfın aksül emelini de hesaba katmak lazımdır. İnkılapların tatbikinde her adımı atmadan evvel zemini yoklayarak, yavaş, yavaş hareket etmekle haklı olduğuna kaniyim." (86)kuvvet, ayrılıkta sıkıntı ve felaket

Birlik ve beraberlikte vardır.


Abdülhamid Han maddi ve manevi alanda ilerlemenin ancak birlik ve beraberlik içerisinde çalışmakla, yavaş yavaş olacağım, birden bire inkişafın mümkün olmadığını, emperyalist devletlerin ülkedeki menfaatleri icabınca buna müsaade etmediklerini, devletler arasında güçlü olan yaşar ve güçlü olan haklıdır prensibinin yürürlükte olduğunu belirterek sık sık şunu dile getirirdi;

İlerlemek, büyümek ancak iç bünyedeki hu/urun temini ile mümkündür.
Allah bize sulh ve sükunet nasip eylesin. Hiçbir memleketin, bizim kadar buna ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. İdaremizin pek çok eksikliği olduğu, memurlarımızın gevşek çalışmalarında, devletimiz içindeki ebedi ve tahammülsüz kaynaşmayı meydana getirmeyi sebep olduğu tarafımızdan biliniyor. Fakat bizi herşeyden fazla felakete iten, Büyük devletlerin entirikalarıdır. Bu devletler, tabiye-timizdeki milletleri, arka arkaya isyana teşvik etmek suretiyle, bizi her sene daha fazla sıkıntıya düşürmektedirler. Her sene, bu uğurda hiç faydasız sarfettiğimiz milyonlarla ne kadar lüzumlu şeyler yapılabilir. Fakat Büyük devletler, geniş teşkilatlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükunet! Gene Büyük devletler sebebiyle halkımızı ilerletmeye imkan bulamadık. Bütün bunlar bizim zayıf kalmamıza sebep oldu. Bize de hiç olmazsa 10 senelik bir sulh tanınsa Japonların o kadar methettikleri ilerlemelerini biz de yakalayabilirdik. Onlar, Avrupa'nın pençesinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupa sırtlarının geçiş yerinde çadırlarımızı kurmuşuz."

Kuvvet, hayatta kalmanın temel direğidir.

Abdülhamid Han anlatmaya devam ediyor; "Hükümran olan tabiat kanunudur. Kuvvetli daima haklıdır. Şimdi biz zayıf olduğumuz için Avrupa korkusuzca sertlik gösterebiliyor. Geriye baktığımız vakit, vaziyetimizin, Büyük devletlerle yaptığımız andlaşma-larla garanti altına alınmış olunduğunu görürüz. Fakat bu andlaşma-lara ve verilen sözlere rağmen, büyük devletler, millet hakkı kanununa hiç aldırış etmeksizin eyaletlerimizi teker teker elimizden aldılar." "Hukuk işlerimizde, yabancıların vesayet iddiaları bizim için haysiyet kırıcıdır. Japonlar bu dertten kurtulalı epey sene olmuştur. Osmanlılara bu hakkı tanımak istememektedirler. Bütün devletlerin tarafgirliği hakikaten sınırı aşmaktadırlar."

"Kuvvetli olursak kapitülasyonlar da yavaş yavaş kaldırılır. Gümrük andlaşmaları da değiştirilir. Yabancılara verilmiş bir çok zayıf zararlı imtiyazlar da kuvvet sayesinde hafifletilerek varlığı, yokluğu bir hükümde kalır. Devletin itibarı da o ölçüde artar. İç ve dış işlerimize karışmazlar. Devletin işleri kolaylaşır. Halbuki, bugün sokakta bir Müslüman ile bir Ermeni kavga etse, bir tercüman işe

karışıyor. Bunlar devletin tebaasıdır, sizin karışmaya na hakkınız var? Denildiğinde "eli hükm-i limen galabey' (hüküm galibindir) diye cevap veriyorlar." (87)


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız

Google
 

Son yorumlar

Anket

- Mersin Temizlik Şirketleri Tuğbam Temizlik
- ESTJ - DDuDşY Kişilik
- ESFP - DDuHA Kişilik
- ESFJ - DDuHY Kişilik
- ENTP - DSDşA Kişilik
- ENTJ - DSDşY Kişilik
- ENFP - DSHA Kişilik
- ENFJ - DSHY Kişilik
- ISTP - İDuDşA Kişilik
- ISTJ - İDuDşY Kişilik
- ISFJ - İDuHY Kişilik
- INTJ - İSDşY Kişilik
- INFP - İSHA Kişilik
- INFJ - İSHY Kişilik
- ESTP - DDuDşA Kişilik
- ISFP Kişilik
- INTP - İSDşA Kişilik
- MBTI Kişilikler Detaylı
- İçe Dönük Duygusal Tip
- Dışa Dönük Sezgisel Tip
- İçe Dönük Düşünen Tip
- Kişilik Analizinde Sekiz Fonksiyon
- ENTP (Dışadönük-Sezgisel-Düşünen-Algılayan)
- ENTJ( Dışadönük-Sezgisel-Düşünen-Yargılayan)
- ENFP (Dışadönük-Sezgisel-Hisseden-Algılayan)
- ENFJ (Dışadönük-Sezgisel-Hisseden-Yargılayan)
- INFP (İçedönük-Sezgisel-Hisseden-Algılayan)
- INFJ (İçedönük-Sezgisel-Hisseden-Yargılayan)
- INTJ (İçedönük-Sezgisel-Düşünen-Yargılayan)
- INTP(İçedönük-Sezgisel-Düşünen-Algılayan)
- ISFP (İçedönük-Duyumsayan-Hisseden-Algılayan)
- ISTP (İçedönük-Duyumsayan-Düşünen-Algılayan)
- ESFP (Dışadönük-Duyumsayan-Hisseden-Algılayan)
- ESTP (Dışadönük-Duyusal-Düşünen-Algılayan)
- ISFJ (İçedönük-Duyusal-Hisseden-Yargılayan)
- ISTJ (İçedönük-Duyusal-Düşünen-Yargılayan)
- ESFJ (Dışadönük-Duyusal-Hisseden-Yargılayan)
- ESTJ (Dışadönük-Duyusal-Düşünen-Yargılayan)
- Kişilik Tipleri
- Kişilik Testleri ve Kişilik Özellikleri

islamikariyer.com (2006-2008).